Dosya

Sorularla düşünülmüş, kaynağıyla yazılmış uzun yazılar.

Sorularla Akıllı Şehirler · 2/10

Şehir nasıl bir problem?

· Tansel Okay

İlk yazıyı bir soruyla bitirmiştim: Şehir ayarlanabilecek bir makine mi, yoksa her müdahaleye kendi bildiği gibi karşılık veren canlı bir organizma mı?

Gerçek bir vakadan kolayca çıkabilecek, ama burada kurguladığım bir sahne: Trafik kontrol merkezinde ekranlar yüzlerce kavşağı izliyor: araç sayıları, hızlar, ışık süreleri. Bir kavşakta her öğleden sonra garip bir şey oluyor: ışık yeşil, ama sağa dönen şerit durmuş; arkasındaki araçlar da kımıldamıyor. Sistem bu kavşağı her gün “darboğaz” listesinin başına koyuyor ve bir düzeltme öneriyor.

Ekranda görünmeyen şu: Köşede bir huzurevi var; sakinleri öğleden sonra yürüyüşe çıkıyor. Sağa dönen araç, aynı anda yeşil yanan yaya geçidindeki yayaya yol vermek zorunda. Yaya ışığının süresi yaklaşık saniyede bir metrelik yürüme hızına göre hesaplanmış;1 yaşlı bir yaya daha yavaş geçiyor, araç bekliyor, arkası da bekliyor.

Sistemin önerisi mantıklı görünüyor: yaya süresini kısaltmak ya da o köşedeki geçidi kaldırıp yayaları ileriye yönlendirmek. Veri yanlış değil; ama öneri, karşıya geçmesi zaten zor olanları daha büyük bir tehlikeye sokabilir. Biri kalkıp kavşağa gitse beş dakikada görür; yüzlerce kavşağın olduğu bir ekranda ise kimse gitmez.

İlk yazıda anlattığım gibi, Barcelona’daki fuarda gördüğüm bütün çözümlerin aynı döngüye dayandığını düşünmüştüm: farkına var, karar ver, tepki ver. Bu sahnede sensörler fark ediyor; sistem kararı destekliyor; insanlar karar veriyor; ışıklar tepki veriyor. Işık süreleri gibi bazı kararlar sisteme bırakılabilir, ancak büyük bir dikkatle. Ekran döngünün ilk adımı. Peki neyin farkında? Bunun cevabı, şehrin ne tür bir problem olduğuna bağlı.

Üç tür problem

1948’de matematikçi Warren Weaver bilimin uğraştığı problemleri üçe ayırdı.2

Birincisi, Weaver’ın “basitlik problemleri” dediği grup: iki, en fazla üç dört değişken. Bir bilardo topunun nereye gideceği gibi, formüllerle rahatlıkla ifade edilebilen problemler. Weaver’a göre telefon, radyo, otomobil, uçak ve dizel motor bu tür problemlerin çözümünden doğdu.

İkincisi, düzensiz karmaşıklık: milyonlarca parça gelişigüzel davranır, ama bütünün ortalaması öngörülebilirdir. Bir gazın basıncı ya da bir sigorta şirketinin yıllık hesabı gibi. Tek tek molekülleri bilmek gerekmez; ortalama yeter.

Üçüncüsü, örgütlü karmaşıklık: çok sayıda etken birbirine bağlı olarak değişir.2 Canlılar böyle. Burada ortalama ya da istatistikler tek başına yetmez, çünkü parçalar gelişigüzel değil, birbirine bağlı davranır. Weaver’ın örneği çarpıcıdır: aynı atomlardan oluşan iki molekülden biri zehirliyken, atomları ayna görüntüsü düzeninde dizilmiş olanı tamamen zararsız olabilir.2

Jane Jacobs, Weaver’ın bu yazısının 1958’deki hâlini okudu ve 1961’de tek bir cümle kurdu: Şehirler, yaşam bilimleri gibi, örgütlü karmaşıklık problemleridir. Ona göre şehir planlamacılarının hatası, şehri ilk iki türden biri sanmaktı: ya birkaç değişkenle yönetilebilecek basit bir mekanizma ya da ortalamalarla hesaplanabilecek bir kalabalık.3

Trafik bile

Şehrin en “istatistiksel” görünen yanı trafik. Arabaları say, ortalama hızı bul ve yolu buna göre ayarla.

2008’de Japon fizikçiler bir deney yaptı. Sürücülerden, dairesel bir pistte aynı hızla ve eşit aralıklarla sürmelerini istediler. Ne kaza vardı, ne daralan şerit, ne de ışık. Bir süre sonra küçük bir yavaşlama büyüdü ve kendiliğinden bir tıkanıklık oluştu; dalga gibi geriye doğru ilerledi. Araştırmacıların sonucu şuydu: Darboğaz, tıkanıklığın asıl sebebi değil, yalnızca tetikleyicisidir.4

Yani trafik, sürücülerin birbirine verdiği küçük tepkilerden doğuyor. Ortalama hız bunu göstermiyor. Kontrol merkezindeki ekran da ortalamaya bakıyordu.

Gözle mi, veriyle mi?

Jacobs’ın önerisi bir yöntem: süreçlere bakmak, tek tek örneklerden genele gitmek ve “ortalama dışı” küçük ipuçlarını aramak. Toplu istatistiklerin, örgütlü karmaşıklıkta işlerin nasıl yürüdüğü hakkında neredeyse hiçbir şey söylemediğini yazıyor.5

Bunu yazın Datça’da görüyorum. Evimizin önündeki dar sokaktan çocuklar aşağıdaki okula yürüyor. Yolun iki yanı park etmiş arabalar ve motosikletlerle dolu; kaldırım neredeyse yok, yokuş aşağı hızlanan araçları yavaşlatacak hiçbir şey yok. Geçtikçe korkuyorum. Bir araç sayacı burada muhtemelen sorun görmez: az araç, akıcı trafik.

Biraz ötede, sık kullandığım çevre yolunda ise tam tersi bir durum var: kaldırım bir şeritten fazlasını sığdıracak kadar geniş ama üzerinde pek yaya yok. Yol ise o kadar dar ki bir araç durunca bir taraf kapanıyor. Neredeyse her geçişimde karşı şeride geçmek zorunda kalıyorum.

Birinde kaldırım yok ama çocuk var; ötekinde kaldırım var ama yürüyen yok. “Kaldırımı daralt, yolu genişlet” önerisi birinde tehlikeli, ötekinde ise doğru olabilir. Hangisi olduğu ancak o sokağa bakarak anlaşılır. Jacobs’ın deyişiyle, ayrıntıları bilmenin yerini hiçbir şey tutamaz.5

Ama göz de yanılır. Sokakta gördüğümüz birkaç örnek, şehrin bütünü hakkında yanıltıcı bir izlenim verebilir: mahallenin çehresi değişip yeni kafeler açıldığında eski sakinlerinin gittiğini sanırız; oysa New York’ta yapılan bir araştırmada, mahallesi pahalılaşan yoksul ailelerin başka mahallelerdeki benzer ailelerden daha sık taşınmadığı saptanmış.6 İşte burada veri gerekir.

Şehir bilimci Michael Batty’ye göre şehirler büyük ölçüde bir merkezden tasarlanmaz; sayısız küçük, yerel kararla aşağıdan yukarıya büyür ve yine de boyutları belirli ölçek yasalarına uyar.7 Başka bir araştırma ekibi de patent sayısından gelire, elektrik kablosunun uzunluğuna kadar pek çok şeyin şehrin nüfusuyla düzenli bir oranla değiştiğini gösterdi.8

Veri ormanın biçimini görür, ağaçları değil. Göz ağacı görür, ormanı değil. Biri ötekinin yerine geçmiyor.

Döngü şehri yönetebilir mi?

Shannon Mattern bir adım daha ileri gidiyor: Şehir bir bilgisayar değil. Her anlamlı akışın algılanıp ölçülebileceği varsayımı, en çetrefilli sorunlarımızı düşünmeye fırsat vermiyor.9 Kontrol merkezindeki ekran tam olarak bunu yapıyor.

Sibernetikçi Ross Ashby 1956’da bunu bir yasaya bağladı. Basitçe söylersek, bir sistemi yönetebilmek için sistemin ürettiği farklı durumlara karşı yeterince farklı yanıt verebilmek gerekir. Ashby’nin deyişiyle, “yalnızca çeşitlilik çeşitliliği yok edebilir”.10 Barcelona’daki döngüyle düşünürsek, “karar ver” adımı, “tepki ver” adımının elindeki seçeneklerden fazlasını seçemez. Bir kavşaktaki ışığın birkaç zaman ayarı vardır; kavşağın karşılaştığı durumlar ise sayısızdır: okul çıkışı, yağmur, maç günü, köşedeki huzurevi. Sistem hepsini görse bile, verebileceği tepki o birkaç ayardan biriyle sınırlıdır. Benim buradan çıkardığım sonuç şu: düzenleme tek bir merkezde toplanmak yerine şehre dağılsa gerek; mahallelere, kurumlara, insanlara.

Düşüncemdeki değişim burada başladı. “Şehir makine değil” diyordum ama çözümüm daha iyi ölçmekti. Daha iyi ölçersek daha doğru karar veririz düşüncesi, şimdi makineye arka kapıdan geri dönmek gibi geliyor.

Horst Rittel ve Melvin Webber 1973’te planlama problemlerine “çetrefilli” (İng. wicked) dediler: Tanımı bile tartışmalıdır; çözüldüğü bir bitiş çizgisi yoktur.11 Aynı kavşakta üç şey birden istenir: araçların akması (verimlilik), huzurevi sakinlerinin güvenle karşıya geçmesi (adalet), mahallelinin kendi sokağı hakkında söz sahibi olması (özerklik). Biri artarken diğeri azalabilir; tek doğru ayar yoktur. Hangisinin öne geçeceğine kimin karar verdiği ise ayrı bir soru. Ona bu dizide ayrıca döneceğim.

O hâlde şehir nasıl bir problem?

Buraya kadar anladığım şu: Şehir ne ayarlanacak bir makine ne de dokunulmaz bir organizma.

Sayısız küçük kararın birbirine bağlandığı, ayrıntısıyla tanınması gereken, çözülmekten çok bakımı yapılan bir düzen.

Bu, hiçbir şeyin ölçülemeyeceği anlamına gelmiyor. Bir binanın taşıyıcı sütunları gerçekten zayıfsa bu bir görüş değil, bir olgudur. Ama şehrin tamamını tek bir panodan okuyabileceğimizi düşünmek, problemin türünü yanlış anlamaktır. Ekran bir darboğaz gördü; köşede bir huzurevi vardı.

Şimdi anladığım şey şu: Barcelona’da düşündüğüm döngü şehrin parçalarına yardım edebilir — bir otobüs hattına, bir kavşağa, bir su borusuna. Ama şehrin tamamını tek bir merkezden yönetemez.

Şehir böyle bir problemse, “akıllı şehir” fikri tam olarak neyi vaat etti? Bir sonraki yazının sorusu bu: “Akıllı” ne vaat etti, kim vaat etti?

Bu yazıyı kendi geliştirdiğim Düşünce Stüdyosu ve Claude’un yardımıyla, kaynakları inceleyerek yazdım.

Yayımlanmadan önce Emel Okay ve Özgür Yüksel okudu; geri bildirimleriyle yazıyı iyileştirdiler. Kalan hatalar benim.

Notlar ve kaynaklar

Her not, metnin dayandığı ifadeyi kaynağın kendi dilinde verir; sonra kaynak.

not İfade (özgün dilinde) Kaynak
1 “…the pedestrian clearance time should be sufficient to allow a pedestrian crossing in the crosswalk … to travel at a walking speed of 3.5 feet per second to at least the far side of the traveled way…” · “Where pedestrians who walk slower than 3.5 feet per second, or pedestrians who use wheelchairs, routinely use the crosswalk, a walking speed of less than 3.5 feet per second should be considered…” (3,5 ft/s ≈ 1,07 m/s) U.S. Federal Highway Administration, Manual on Uniform Traffic Control Devices (MUTCD), 2009, §4E.06 (bağlantı)
2 “They are all problems which involve dealing simultaneously with a sizable number of factors which are interrelated into an organic whole. They are all, in the language here proposed, problems of organized complexity.” (s. 539) · Basitlik problemleri: “…problems which involved two variables or at most three or four…”; bu bilimin ürünleri: “…the telephone and the radio, the automobile and the airplane, the phonograph and the moving pictures, the turbine and the Diesel engine…” · Örgütlü karmaşıklık örneği: “Why is one chemical substance a poison when another, whose molecules have just the same atoms but assembled into a mirror-image pattern, is completely harmless?” W. Weaver, “Science and Complexity”, American Scientist 36(4), 1948, 536–544 · Jacobs’ın okuduğu sürüm: Rockefeller Foundation Annual Report 1958, s. 13–14
3 “Cities happen to be problems in organized complexity, like the life sciences.” (s. 433) · Weaver’ı nereden okuduğu: “…an essay on science and complexity in the 1958 Annual Report of the Rockefeller Foundation, written by Dr. Warren Weaver…” (s. 429) · “The theorists of conventional modern city planning have consistently mistaken cities as problems of simplicity and of disorganized complexity, and have tried to analyze and treat them…” (s. 435) J. Jacobs, The Death and Life of Great American Cities, Random House, 1961, bölüm 22 “The kind of problem a city is” (archive.org tarama)
4 “Thus, a bottleneck is only a trigger and not the essential origin of a traffic jam.” · “We have performed an experiment on a circuit to show the emergence of a jam with no bottleneck.” Y. Sugiyama vd., “Traffic jams without bottlenecks—experimental evidence for the physical mechanism of the formation of a jam”, New Journal of Physics 10, 2008, 033001 (IOP, açık erişim)
5 “1. To think about processes; … 3. To seek for ‘unaverage’ clues involving very small quantities, which reveal the way larger and more ‘average’ quantities are operating.” (s. 440) · “…there is no substitute for knowing the particulars.” (s. 441) · “However, they tell almost nothing about how the quantities are working in systems of organized complexity.” (s. 442) Jacobs 1961
6 “We find no evidence that gentrification is associated with meaningful changes in mobility rates over the seven-year period.” K. Dragan, I. G. Ellen & S. A. Glied, “Does Gentrification Displace Poor Children and Their Families? New Evidence from Medicaid Data in New York City”, Regional Science and Urban Economics, 2019 (NBER w25809; DOI)
7 “Recent research, however, suggests that cities are complex systems that mainly grow from the bottom up, their size and shape following well-defined scaling laws that result from intense competition for space.” M. Batty, “The Size, Scale, and Shape of Cities”, Science 319(5864), 2008, 769–771 (DOI) · kitap: The New Science of Cities, MIT Press, 2013
8 “Many diverse properties of cities from patent production and personal income to electrical cable length are shown to be power law functions of population size…” L. M. A. Bettencourt, J. Lobo, D. Helbing, C. Kühnert, G. B. West, “Growth, innovation, scaling, and the pace of life in cities”, PNAS 104(17), 2007, 7301–7306 (DOI)
9 “The city is not a computer. This seems an obvious truth, but it is being challenged now (again) by technologists (and political actors) who speak as if they could reduce urban planning to algorithms.” · “The default recourse to data-fication, the presumption that all meaningful flows and activity can be sensed and measured, is taking us toward a future in which the people shaping our cities and their policies rarely have the opportunity to consider the nature of our stickiest urban problems…” S. Mattern, “A City Is Not a Computer”, Places Journal, 2017 · “Methodolatry and the Art of Measure”, Places Journal, 2013 · kitap: A City Is Not a Computer, Princeton UP, 2021
10 “This is the law of Requisite Variety. To put it more picturesquely: only variety in R can force down the variety due to D; variety can destroy variety.” (§11/7, s. 207) W. R. Ashby, An Introduction to Cybernetics, Chapman & Hall, 1956 (PDF)
11 “Planning problems are inherently wicked.” (s. 159) · “Wicked problems have no stopping rule” (s. 160) H. W. J. Rittel & M. M. Webber, “Dilemmas in a General Theory of Planning”, Policy Sciences 4(2), 1973, 155–169 (PDF)