Sorularla Akıllı Şehirler · 1/10
Şehir gerçekte nedir?
2019 Smart City Expo’ya (ilgili kişinin vize problemi olduğu söylenerek) son dakikada katılmam istendi. Akıllı şehirlerle çok ilgilenmiyordum, böyle bir konferansın varlığından da işler yolunda gitseydi haberim olmayacaktı.
Açılıştan kapanışa kadar tüm panel ve toplantılara katıldım; fuar alanındaki çözümleri inceledim, notlar aldım ve fotoğraf çektim. Döndüğümde birileri sorar belki, ne öğrendin diye, sunu hazırlarım dedim.

Kimse hiçbir şey sormadı.
Bu dizi, kimsenin sormadığı ve yapmadığım o sunudaki sorularımdan esinlendi.
Fuar alanındaki çözümlerin tamamı için “aynı mimari kutuların farklı problemler için bir araya getirildiği eğlenceli bir lego yapboz alanına benziyor…, gerçekleşme aşamasında çıkacak sorunlar halının altına süpürülmüş” diye not almışım.
Uçta akıllı cihazlar, bunları güvenle birbirine ve ortak merkezlere bağlayan, sinir sistemi gibi bir ağ ve bu merkezlerdeki aklın farklı zaman aralıklarında çalışan sonsuz döngüsü: farkına var, karar ver, tepki ver.
Bu döngüyü fuarda ilk kez görmedim; tasarladığım çözümlerin bir kısmında bunu dikkate almıştım: algıla/farkına var, karar ver, uygula. İnsan bildiğini daha kolay görüyor sanırım (bilmek, görmek, olmak gibi).
Ben de ilk adımdan başladım: “farkına var.” Neyin farkına varacağız? Şehrin.
Bu ilk yazıyı sırf merak ettiğim için yazdım; ama şehrin ne olduğuna vereceğim cevap, sonraki dokuz soruya nasıl bakacağımı da belirleyebilir.
Peki “Şehir nedir?”
Bu sorunun yanıtını öğrenmeye çalışmak beni Göbekli Tepe’den Uruk’a, Çatalhöyük’e, antropoloji kaynaklarına ve bu konuda düşünmüş birçok arkeolog ve sosyoloğun notlarına götürdü.
En derli toplu cevabı bir sosyologda buldum. Louis Wirth 1938’de şehri dört kelimeyle tanımlamış: büyük, yoğun, kalıcı ve karışık.1
Bu dört kelime, başlangıç için bana iyi bir ölçü veriyor: bir yerleşimi incelerken nelere bakmam gerektiğini söylüyor. Akıllı şehir açısından da önemli; çünkü bir şehri akıllı kılmak istiyorsak, önce hangi özelliklerini ölçebileceğimizi bilmemiz gerekir. Nüfusu saymak kolay; birbirini tanımayan insanların birbirine ne kadar muhtaç olduğunu ölçmek o kadar kolay mı?
Büyük mü?
İlk akla gelen cevap nüfus. Köy küçüktür, kasaba orta, şehir büyüktür.
Dünyanın çoğu yerinde yerleşimleri sıralamanın ilk ölçütü nüfustur. Ama sınır nerede? Bir ülkede birkaç bin kişi şehir sayılıyor, bir başkasında ise elli bin. Üzerinde anlaşılmış bir sayı yok.2
Konya’daki Çatalhöyük, zamanının en büyük yerleşim yerlerinden biriydi; Scientific American dergisi “zamanının metropolü”3 diyor. En kalabalık zamanında kaç kişinin yaşadığı hâlâ tartışılıyor. Yine de arkeologlar ona şehir diyemiyor, “proto-şehir” diyor: birbirine kaynaşmış bir düzine köy gibi (bu aklıma bizim şehirlerimizden birini getiriyor ama söylemeyeceğim) :-)
Demek ki büyüklük tek başına yetmiyor.
Yoğun mu?
Çatalhöyük yoğundu. Evler birbirine yaslanmış, çatılarından giriliyordu; sokak, meydan, tapınak, yönetici evi yoktu; evlerin hepsi aşağı yukarı aynıydı.4
Arkeologların Çatalhöyük’e “şehir” demekte çekinmesi, kalabalık ve sıkışıklığın da tam olarak şehir anlamına gelmediğini gösteriyor.
Kalıcı mı?
Kalıcı demek, insanların gelip gitmesi değil; orada yaşayıp kalması, yıl boyu, kuşaklar boyu. Göbekli Tepe bu kelimeyi sınıyor.
On bir bin yıl önce, bugünkü Şanlıurfa civarında bir tepeye çok sayıda insan toplandı. Beş metreye varan boyda taş sütunlar diktiler; üzerlerine tilkiler, yaban domuzları ve akbabalar kazıdılar. Henüz çiftçilik, evcil hayvanlar, çömlekçilik ve yazı yoktu.
Bu insanlar avcı-toplayıcıydı. Aynı yere, yaklaşık bin beş yüz yıl boyunca tekrar tekrar geldikleri söyleniyor.5 İki yüz kilometrelik bir alandan topluluklar buraya geliyor, birlikte çalışıyor, birlikte yiyor.6 Ceylan kemikleri bu toplanmaların mevsimlik olduğunu düşündürüyor.6
Kalıcı değildi, en azından gelenlerin çoğu kalmıyordu. Peki kalmayacakları bir yere neden bu kadar emek verdiler?
Peki insanlar neden bir araya geldi?
En yaygın anlatım: önce tarım geldi, tarım fazla ürün yarattı, fazla ürün kalabalığı besledi, kalabalık da şehri kurdu.
Gordon Childe 1950’de bunu bir liste hâline getirdi: fazla ürün, tam zamanlı uzmanlar, anıtsal yapılar, bir yönetici sınıf, yazı, dış ticaret… Bir yer bunlara sahipse şehirdi.7
Hikâye düzgün ama bunun da bazı çatlakları var. Antropolog Marshall Sahlins, avcı-toplayıcıların çiftçilerden daha fazla boş zamanı olduğunu öne sürdü.8
O hâlde insanlar neden daha zor olan hayata, çiftçiliğe geçti? Giderek güçlenen bir görüş, birçok yerleşimin tarımdan önce kurulduğu yönünde.9
Göbekli Tepe’de kazıyı yürüten Klaus Schmidt’e göre: “Önce tapınak geldi, sonra şehir.”10 Buna göre insanlar yiyecek için değil, ortak bir inanç için toplanıp beslenmek için de yakınlardaki yabani buğdayı ekmeye başlamış olabilirler.
Tarım, toplanmanın sebebi değil belki de sonucuydu.
Bugün bazı araştırmacılar daha da ileri giderek, kentliliğin ilk kez kutsal yerlerde, ayinlerde ve şenliklerde doğduğunu öne sürüyor.10 Bu yorum da tartışılıyor. Bugünkü Göbekli Tepe kazı başkanı Lee Clare, en azından yarı yerleşik bir nüfusun yaşadığına dair kanıtların arttığını söylüyor.11
Alman Arkeoloji Enstitüsü’ne göre Göbekli Tepe tek başına bir istisna değil; Karahan Tepe gibi komşularıyla birlikte bir “Taş Tepeler” dünyasının parçası.6
Yani, Göbekli Tepe’de bir şehrin kasları vardı: birçok kişiyi örgütleyen bir emek, paylaşılan bir anlam, bin beş yüz yıl süren bir süreklilik. Bana kalırsa, göçebe avcı-toplayıcıların bildiği şehre en yakın şey buydu.
Tapınak şart mı?
Peki Göbekli Tepe’nin düşündürdüğü gibi, şehrin merkezinde bir inanç olmalı mı?
Mısır’ın ilk surlu kasabaları tapınakların etrafında kümelenmişti; ama İndus Vadisi’ndeki Harappa ve Mohenjo-daro’da — planlı sokakları, kanalizasyonu, uzak ticareti olan koca şehirlerde — arkeologlar ne bir saray buldu, ne bir kral mezarı; kesin olarak “tapınak” denebilecek bir yapı da yok.12
Bu şehirler bir tanrının değil, görünüşe göre ticaretin ve ortak kuralların etrafında dönüyordu.
Demek ki tapınak da şart değil.
Karışık mı?
Wirth’e göre karışık demek, birbirini tanımayan ve farklı işler yapan insanların yan yana yaşamasıdır.
Arkadaşımın köyüne ilk gittiğimiz zaman herkesin beni tanıması şaşırtmıştı; şehirde yabancılarla aynı sokağı paylaşıyoruz ve bu yüzden kurallara, kurumlara, yazıya ihtiyaç duymamız normal geliyor.
Göbekli Tepe’ye gelenler büyük olasılıkla birbirini tanıyan topluluklardı; bir araya gelip dağılıyorlardı, aralarında yabancı sayısı azdı.
Childe’ın listesindeki bir madde burada önem kazanıyor: tam zamanlı uzmanlar. Kendi yiyeceğini yetiştirmeyen insanlar; zanaatkâr, kâtip, din adamı.7 Onlar başkalarının ürünlerine, başkaları da onların işine muhtaç. Çatalhöyük’te kalabalık vardı ama tam zamanlı uzmanlara dair pek iz yok; her ev işini kendisi görüyordu.
Mezopotamya’daki Uruk’ta, yaklaşık beş bin yıl önce, dördü de vardı: on binlerce insan, surlarla çevrili, sıkışık bir şehir; binlerce yıl süren bir yerleşim; kendi yiyeceğini yetiştirmeyen zanaatkârlar ve kâtipler. Bilinen en erken yazı örnekleri de hesap tutmak için ortaya çıktı.13
Uruk’a arkeologlar şehir diyor.
Benim bunlardan çıkarımım:
Şehir, birbirini tanımayan ve kendi yiyeceğini üretmeyen insanların birbirine muhtaç olduğu bir yerdir. Kalabalık bunun ön koşulu; tanımı değil.
O hâlde şehir nedir?
Büyüklük tek başına yetmiyor, sıkışıklık da yetmiyor; tapınak şart değil. Geriye şu kalıyor: Şehir, fiziksel bir yerden çok, ilişkiler örüntüsü olabilir mi?
Wirth’in dört kavramından en önemlisi de bu olabilir: “karışık”. Birbirini tanımayan insanların her gün karşılaştığı, birbirine bağlı olduğu ve bu bağı sürdürmek için kurallar, kurumlar, yazı icat ettiği bir düzen?
Taş binalar bu düzenin kabı gibi duruyor, kendisi değil. Göbekli Tepe’ye bakıp tereddüt etmemin sebebi de bu: kabın bazı parçaları eksik, ama içindekinin bir kısmı — orada bir araya gelen insanların ortak emeği, birlikte oluşturdukları anlam — okunabiliyor.
Barcelona’da gördüğüm lego kutuları sokakları ve araçları sayıyordu; peki ilişkileri de sayabilir mi? “Farkına var” adımı neyi görebilir?
Şehir ayarlanabilecek bir makine mi, yoksa her müdahaleye kendi bildiği gibi karşılık veren canlı bir organizma mı?
Bir sonraki yazının sorusu bence bu olur: Şehir nasıl bir problem?
Notlar ve kaynaklar
Her not, metnin dayandığı ifadeyi kaynağın kendi dilinde verir; sonra kaynak.
| not | İfade (özgün dilinde) | Kaynak |
|---|---|---|
| 1 | “For sociological purposes a city is a relatively large, dense, and permanent settlement of heterogeneous individuals.” (s. 1) | L. Wirth, “Urbanism as a Way of Life”, American Journal of Sociology 44(1), 1938, 1–24 (PDF) |
| 2 | “…no international standard definition appears to be possible at this time since the meaning differs from one country or area to another.” · “France: A commune or a group of communes with more than 2 000 inhabitants in a continuous building area (no more than 200 meters between two buildings).” · “Japan: City (shi) having 50 000 or more inhabitants with 60 per cent or more of the houses located in the main built-up areas…” · “Iceland: Localities of 200 or more inhabitants.” · “Türkiye: Localities with 20 000 inhabitants or more.” | Birleşmiş Milletler İstatistik Bölümü, Demographic Yearbook 2023, Teknik Notlar, Tablo 6 — ülkelerin kendi sayım tanımlarıyla “urban” tanımı listesi (PDF) |
| 3 | “…the proto-city Çatalhöyük […] thrived here. Sprawled over 34 acres and home to as many as 8,000 people, it was the metropolis of its day.” · “Unlike later cities, Çatalhöyük had no great monuments nor any marketplaces. Think of it as a dozen agricultural villages that grew together…” | A. Newitz, “An Ancient Proto-City Reveals the Origin of Home”, Scientific American 324(3), Mart 2021 (bağlantı). Nüfus tartışması: I. Kuijt & A. Marciniak, Journal of Anthropological Archaeology, 2024 (zirvede 600–800 kişi; Arkeofili özeti) |
| 4 | “…streetless neighbourhoods, dwellings with roof access…” (Doğu höyük MÖ 7400–6200) | UNESCO, Neolithic Site of Çatalhöyük (1405), 2012 |
| 5 | “Göbekli Tepe was constructed by hunter-gatherers (the presence of such quantities of wild animal bones indicates that they had not yet domesticated animals).” Yapılar MÖ 9600–8200; kullanım yaklaşık 1.500 yıl. | Britannica, “Göbekli Tepe” · UNESCO, karar 42 COM 8B.29 (2018) · Haaretz, 2022 |
| 6 | “…the extensive area of around 200 km from which communities came together to join in working and feasting” · “…seasonal meetings taking place at Göbekli Tepe between midsummer and autumn due to the presence of migrating gazelles.” · “…Göbeklitepe can no longer be considered an isolated exception” | Alman Arkeoloji Enstitüsü (DAI): Tepe Telegrams, 2017 · basın bülteni, 2020 · Taş Tepeler; temel çalışma: C. Lang vd., “Gazelle behaviour and human presence at early Neolithic Göbekli Tepe”, World Archaeology 45(3), 2013 |
| 7 | Childe’ın on ölçütü: “…increased settlement size, concentration of wealth, large-scale public works, writing, representational art, knowledge of science and engineering, foreign trade, full-time specialists in nonsubsistence activities, class-stratified society, and political organization based on residence rather than kinship.” Tarım-önce tezi: Paul Bairoch. | Britannica, “urban revolution” · V. G. Childe, “The Urban Revolution”, Town Planning Review 21(1), 1950, 3–17 (PDF) · Wikipedia, “History of cities” |
| 8 | “…anthropologists like Sahlins presented evidence to show that nomadic hunter-gatherer populations actually have more leisure time than agriculturalists.” | UCF Pressbooks, Anthropology, ch. 6 |
| 9 | “There is an emerging consensus that many cities predated the development of sedentary agriculture: many hunter-gatherer societies developed semi-permanent settlements.” | E. Wyly, UBC Geography, “Preindustrial cities” |
| 10 | “First came the temple, then the city.” (Klaus Schmidt’e atfedilen söz) · “…exploring the hypothesis that urbanity may have first emerged within sacred places, through ritual practices and festive gatherings.” | World History Encyclopedia · National Geographic · Springer, City, Territory and Architecture, 2025 |
| 11 | “Dr. Lee Clare, the current director of excavation at Göbekli Tepe, explains it is becoming increasingly clear that Göbekli Tepe supported at least a semi-sedentary population.” | Popular Archaeology |
| 12 | Mısır: “…walled towns clustered around temple foundations.” · İndus: “Indus cities lack the tombs, palaces, and aggrandizing art that characterize other early complex societies.” | G. Bawden, University of New Mexico · University of Cambridge repository (açık erişim makale) |
| 13 | “At about 3000 BC a massive city wall was constructed around the settlement. We estimate that the city must have housed several tens of thousands of inhabitants.” · “…occupied from at least 5000 BC into Hellenistic and later times.” · “…specialised craft areas for production of pottery, stone-working, and metallurgy.” · “At sometime around 3200 BC a single person at Uruk had the bright idea of inventing writing, by using a reed or bone stylus to impress symbols and signs onto soft clay tablets.” · Nüfus tahminlerinin dayanağı alan × yoğunluk: “…Uruk had reached a size of 250 ha (620 acres)” (MÖ ~3100) · “…it grew to a size of 600 ha (1,500 acres)” (sur sonrası); UNESCO alan: 541 ha. Yaygın yoğunluk varsayımı hektar başına 100–200 kişi → 25.000–80.000; hektara 50 kişi gibi kötümser bir varsayımda bile on binler. | Current World Archaeology, “Uruk-Warqa, Iraq” · alan: Wikipedia, “Uruk” (H. J. Nissen, The Early History of the Ancient Near East, 1988’e dayanarak) · UNESCO, Ahwar of Southern Iraq, 1481-005 |